Ahir Zaman

Ahir zaman kavramı pek çok insan için tanıdık bir kavram olmayabilir. Bu nedenle öncelikle bu kavramı kısaca açıklamakta yarar var. Ahir zaman, "son dönem" anlamına gelir ve İslam'a göre kıyamete yakın bir zamanda, Kuran ahlakının hakim olacağı ve din ahlakının insanlar arasında yaygın olarak yaşanacağı bir dönemi ifade eder.

Yüce Allah, Kuran-ı Kerimde İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacağını bildirmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) de, hadislerinde bu büyük ve kutlu olaya ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın vesile olacağını haber vermiştir. Kuran ahlakının gereği olarak ve Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği gibi, İslam ahlakının hakimiyeti sevgiyle olacaktır. İslam ahlakının hakim olmasıyla yeryüzü huzur ve güvenliğe kavuşacak, her türlü kargaşa, çatışma, anarşi ve terör son bulacaktır. Ahir zamanın kargaşalarından ve zulümlerinden büyük sıkıntı duyan insanlar, İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacak olan Hz. Mehdi (as)'ın adaletinden, merhametinden, cömertliğinden, sevgisinden, ilgisinden razı olacaklardır. (Hz. Mehdi (as) hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler www.hazretimehdi.com adresine bakabilirler.)

İçinde bulunduğumuz ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın, Allah'ın izniyle, muhakkak ortaya çıkacağı Peygamberimiz (sav)'in hadis-i şeriflerinde şöyle müjdelenmiştir:

Dünyada tek bir gün kasa bile (kıyamet kopmadan) Allah o günü uzatacak, adı adıma, babasının adı da babamın adına uygun, Ehl-i Beytimden mutlaka bir şahıs (Hz. Mehdi (as)) gelecek, daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olan yeryüzünü adalet ve insafla dolduracak. (Ebu Davud ve Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, s. 365)

Bu dönemde insanların huzur ve güven içinde yaşayabilmeleri için gereken her türlü şart mevcut olacaktır. Önceki dönemlerde yaşanan her türlü sıkıntının yerini bolluk, bereket ve adalet alacaktır. Ahlaksızlıklar, sahtekarlıklar, dejenerasyonun her türlüsü ortadan kalkacaktır. Bu dönem, tüm inanan insanların asırlardır özlemini duydukları, İslam ahlakının hakim olduğu kutlu bir dönemdir.

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde ahir zamanı açıklayan detaylı anlatımlar yer almaktadır. Onun ardından pek çok İslam büyüğü de ahir zaman hakkında çok önemli açıklamalar yapmışlardır. Bu anlatımlara bakıldığında ahir zamanın, dünyanın önce büyük bir bozulma ve karmaşa yaşadığı, ancak sonradan gerçek din ahlakının yaşanmasıyla kurtuluşa kavuştuğu, çok büyük bir bolluk ve bereketin yaşandığı, teknolojinin tüm nimetlerinin insanların hizmetine sunulduğu, bilimde, tıpta çok büyük ilerlemelerin kaydedildiği ve çok üstün bir sanat anlayışının yaşandığı bir dönem olduğu görülür.

Ahir zamanın ilk dönemlerinde, dünya Allah'ı inkar eden bir takım felsefi sistemler nedeniyle dejenere olacaktır. İnsanlık yaratılış amacından uzaklaşacak, bunun sonucunda büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma yaşanacaktır. Büyük felaketler birbirini izleyecek, savaşlar, acılar yaşanacak ve insanlık "nasıl kurtuluruz" sorusunun cevabını arayacaktır. Ancak Allah, ahir zamanın bu büyük karmaşası içindeki insanları kurtaracak ve onları kutlu bir döneme ulaştıracaktır. Aslında böyle bereketli bir dönem Kuran ahlakını yaşayan her topluluk ve her dönem için geçerlidir. Allah, korkup sakınan ve Kuran'da bildirdiği emirlerine titizlikle uyan kullarına her zaman çok büyük nimetlerle karşılık vermiş, onları bolluk içinde yaşatmıştır.

Bu anlattıklarımız, Peygamberimiz (sav) tarafından 14 asır önce söylenmiş sözlerde ve pek çok İslam büyüğünün yazılarında detaylı olarak anlatılmaktadır. Bu kaynakların bize doğru olarak ulaşıp ulaşmadıklarından, örneğin Peygamberimiz (sav)'in bu konudaki hadislerinin gerçekte O'nun tarafından söylenmiş sözler olduğundan kuşku duymanın ise gereği yoktur. Çünkü bize bu konuda yol gösteren önemli bir gerçek vardır. Hadislerde ahir zaman hakkında detaylı tasvirler yapılmakta, her konu çok ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bu ayrıntıların bundan 14 asır önce bu kadar kapsamlı bir şekilde açıklanmış olması ve belirli bir dönem içinde art arda bunların gerçekleşmesi son derece mucizevi bir durumdur. Ve bu sözlerin kaynağının doğruluğu konusundaki tüm şüpheleri ortadan kaldırır.

Kaldı ki, İslam ahlakının dünyaya egemen olması ya da Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne dönüşü gibi ahir zamanla ilgili bazı bilgiler, doğrudan Kuran'da haber verilmektedir ve dolayısıyla doğrulukları kesindir. Allah ayetlerinde inanan kullarına, İslam ahlakının yeryüzünde hakim olacağını müjdelemektedir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)



 

Peygamberimiz (sav)'in Hadislerinde Haber Verdiği Alametlerin Hepsi Bu Yüzyılda Gerçekleşmiştir


 

Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen bir hadiste; 

"İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (as)'ın yanında toplanacaklardır." (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)


 

ifadesiyle Hz. Mehdi (as)'ın  Hicri 1400'de zuhur edeceği açık bir şekilde haber verilmiştir. Yine son 1000 yılın en büyük İslam alimi Üstad Said Nursi külliyatında Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'de zuhur edeceğini bildirmiştir: 


 

İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318)


 

Gerçekten de Hicri 1400'ün başlamasıyla birlikte Peygamberimiz (sav) tarafından bildirilen ahir zaman alametleri teker teker ve ardı ardına gerçekleşmeye başlamıştır. 

Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen birçok hadis; büyük İslam alimi İmam Rabbani'nin ünlü eseri Mektubat-ı Rabbani'de, ehli sünnet hadis literatüründe en önemli altı kitabı olan Kütüb-i Sitte'de yer almaktadır. Ayrıca Said Nursi Hazretleri'nin eserlerinden olan Barla Lahikası, Kastamonu Lahikası, ve Şualar'da defalarca ve yine Üstad'ın Hicri 1327 yılında Şam'da Emevi Camii'nde on bin kişiye verdiği hutbesinde (Hutbe-i Şamiye'de) Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400 yılında çıkacağı çok açık bir şekilde belirtilmektedir. 

Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadis-i şerifleri doğrultusunda açıklamalar yapan Suyuti Hazretleri ve Ahmed Bin Hanbel gibi büyük İslam alimleri, İslam ümmetinin ömrünün hicri 1500'lerin ilk dönemlerini pek fazla geçmeyeceğini yani hicri 1600'e ulaşmayacağını ifade etmişlerdir:


 

"BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK."


 

(Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel, s. 89.)


 

"BU ÜMMETİN ÖMRÜ BİN  (1000) SENEYİ GEÇECEK FAKAT BİN BEŞYÜZ (1500) SENEYİ AŞMAYACAKTIR." (Kıyamet Alametleri, s. 299)


 

Said Nursi de ümmetin ömrünün HİCRİ 1506 yılına kadar olacağını söylemektedir:


 

"... Birinci cümle, BİN BEŞ YÜZ (1500) makamiyle ahir zamanda bir taife-i mücahidinin (din için çalışanların) son zamanlarına ve ikinci cümle, BİN BEŞ YÜZ ALTI (1506) makamiyle galibane (galip olan) mücahedenin (Allah yolunda gösterilen çabanın) tarihine... işaret eder. (...) bu tarihe kadar (1506) zahir (görünen) ve aşikarane (açık, belli), belki galibane devam edeceğine remze yakın (işaret yoluyla) ima eder." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 46)


 

Yine Üstad, Kastamonu Lahikası'nın 33. sayfasında kıyametin kopma tarihini 1545 olarak vermiştir. (Doğrusunu Allah bilir.) 


 

"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."

"Ümmetimden bir taife.." fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117)ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder. (Kastamonu Lahikası, s. 33)


 

Bu sahih kaynaklar doğrultusunda Hz. İsa (as)'ın yeniden yeryüzüne dönüşünün, Hz. Mehdi (as)'ın çıkışının, İslam ahlakının yeryüzüne hakim oluşunun vaktinin Hicri 1400'den sonraki bir yüzyılda olmayacağı son derece açıktır. Hicri 1400 yılı İslam ahlakının, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) önderliğinde tüm dünyaya hakim olacağı yüzyıldır. Ardından ise yeniden çok büyük bir bozulma yaşanacak, bu bozulmanın sonunda kıyamet kopacaktır. (Doğrusunu Allah bilir)

Tüm Müslümanların, Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen ahir zaman ile ilgili sahih hadislere ve büyük İslam alimlerinin izahlarına kesinlikle itibar etmeleri gerekmektedir. Peygamber Efendimiz (sav)'in Hz. Mehdi (as)'ın çıkış alametleri olarak bildirdiği olayların hepsi arka arkaya gerçekleşmiştir. Tam kendisinin söylediği şekilde Hicri 1400'in başlamasıyla birlikte Fırat'ın suyu kesilmiş; İran-Irak Savaşı yaşanmış; Kabe'de kanlı baskın olmuş; Ramazan Ayı'nda 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olmuş; Afganistan işgal edilmiş; Irak işgal edilmiş; Bağdat alevlerle kuşatılmış; Halley Kuyruklu Yıldızı çıkmış; Irak'ın Kuveyt'i işgali sırasında  petrol kuyularının ateşe verilmesiyle Doğu'dan bir ateş görülmüş; 11 Eylül'de Amerika'daki ikiz kulelerin saldırıya uğramasıyla tozlu, dumanlı, karanlık bir fitne zuhur etmiş; Şam ve Mısır melikleri öldürülmüş; Azerbaycan işgal edilmiş; iki tane kuyruğu olan ve diğer yıldızların ters yönünde hareket eden Lulin kuyruklu yıldızı görülmüş ve daha bu şekilde yüzlerce alamet ortaya çıkmıştır. Tüm bu yaşananlar ahir zamanda olduğumuzun, bu yüzyılda Hz. İsa (as)'ın yeniden dünyaya geleceğinin, Hz. Mehdi (as)'ın çağında yaşadığımızın delilidir.

Bu alametlerin Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği şekilde gerçekleştiğini görmek kesinlikle ahir zamanda yaşadığımıza, Hz. İsa (as)'ın bu dönem içinde geleceğine, Hz. Mehdi (as)'ın inşaAllah zuhur etmiş olduğuna, ve kıyametin yaklaşarak geldiğine, samimi bir Müslümanın inanması için yeterlidir. 


 

Kuran'da İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Ayetler

Kuran'da İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetler Peygamberimizin Altınçağ'ı tarif eden haberleriyle çok büyük paralellikler göstermektedir. Böyle bir olay bugüne kadar gerçekleşmediğine göre, Kuran ayetlerinde haber verilen geniş çaplı hakimiyetin, Peygamberimizin haber verdiği ahir zamana işaret ettiği de son derece açıktır. Kuran ahlakına sahip kulların güç ve iktidar sahibi kılınmasıyla ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:

Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten      Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)

Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (Yunus Suresi, 82)

Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir. (Rad Suresi, 42)

Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14)

Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın, katıksızca iman edenlerin yeryüzüne mirasçı kılınacakları da Kuran'ın pek çok ayetinde vurgulanan ilahi bir kanundur:

Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)

"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." (peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)

Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi, 128-129)

Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14)

Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)